Sizleri bilmem ama ben, pandeminin de etkisiyle daha önce kafa yormadığım pek çok konuyu düşünürken buluyorum kendimi sıklıkla. Hele ki, hepimizin hafızalarına o veya bu şekilde kazınan 2020’yi uğurlayıp da, yeni bir yıla girdiğimiz şu günlerde belki de bir iç hesaplaşma benimkisi…
Yaşamsal tehdit içermesinin yarattığı zorlanmalar bir yana; alıştığım düzenin alt üst oluşu, en büyük motivasyon kaynağım dediğim sevdiklerimden ayrı kalmak, yavaşlamak, içe dönmek, daha çok okumak, düşünmeye daha çok zaman ayırmak gibi yansımaları oldu Covid 19’un hayatımda. Evimde her zamankinden daha fazla zaman geçirmiş olmamın da etkisiyle istedim ki, kafa yorduğum konulardan biri olan “ev” meselesini sizlerle de paylaşayım. Böylece başka zihinlerde başka düşünsel yolculuklara ilham olayım… Anlayacağınız üzere bu yazımdaki amacım, bir konudaki mesleki görüşümü ifade ederek bazı bilgilerin zihninizde oturmasını sağlamak değil; aksine bazı önermeler ortaya atarak derli toplu görünen zihinlerinizi azıcık bulandırmak J. Hazırsanız başlıyorum…
“Evimiz”… Farklı ülkelerde, farklı şehirlerde, farklı büyüklüklerde ve farklı objelerle “yuvamız” haline getirdiğimiz dört duvar… Hiç düşündünüz mü, her birimizin ilk evi annemizin rahmi aslında… Aşağı yukarı 9 ayımızı geçirdiğimiz, fizyolojik olarak düşünüldüğünde izole, korunaklı, sıcak, güvenli… Anne karnında ikamet ettiğimiz süreci her birimiz böyle mi deneyimliyor tartışılır elbette. Zira, “oluşum aşamamız” dünyaya gelmemizin ne kadar istendiğinden tutun da, annemizin hamileliğini her anlamda nasıl geçirdiğine varana kadar pek çok faktörden doğrudan etkileniyor…
İlk evimizi annemizin karnı olarak nitelendirdiğimizde, doğal olarak ilk taşınmamızı da doğumumuz olarak adlandırabiliriz bence, ne dersiniz? Öyleyse şu sorular beliriveriyor zihnimde… Acaba zamanı gelince mi taşınmıştık ilk yuvamızdan, yoksa biz henüz hazır değilken aniden mi kapı dışarı edilmiştik? Ya taşınma sürecimiz nasıl geçmişti? Bir yanda bilinçli olarak hatırlamasak da bedenimizin tuttuğu kayıtlar, diğer yanda yıllar yılı dinlediğimiz, kolay ya da zor geçtiğine dair anektodlardan oluşan doğum hikayemiz… Tüm bu eylemler ve söylemler sonraki taşınmalarımızı ne denli etkilemiş olabilir acaba? Bu taşınma olayını sadece ev taşımak olarak da düşünmeyin lütfen, günü geldiğinde ilişkilerden de taşınır insan…
Sahi taşınmak ile ilgili sizin algınız ve bugüne kadarki deneyimleriniz nasıl? Evine, hiç bırakmamacasına dört elle sarılanlardan mısınız, yoksa çok da bağ kurmayıp sık sık taşınanlardan mı? Ya atalarından binlerce kilometre ötede ev kurmayı seçme halini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu noktada “iyi bir iş teklifi almış olmak” ya da “çocukların geleceği için” vb söylemlerin, kendimizin de ikna olduğu mantıklı birer gerekçe olduğunun ve asıl önemli olanın “taşınma eylemini seçmiş olmamız” olduğunun altını çizmek isterim… Konuya bu açıdan baktığınızda hangi düşünceler üşüştü zihninize?
Bir de evlerimizin aurası var elbette… Kapıdan içeri girdiğimiz andan itibaren bizde hissettirdikleri… Eve varınca içi huzurla dolanlardan mısınız mesela, yoksa evde kaldıkça içi darlananlardan mı? Türlü türlü sebepleri olmalı bu farklı hissedişlerin?
Ya ev düzeniniz? Kendinizi sürekli toz zerreciklerine savaş açar halde mi buluyorsunuz, yoksa yaşamın doğal parçası varsayıp eşyaların üzerindeki deri misali barışık mısınız tozlarla? “Bizim ev yaşayan bir organizma” deyip her an her yerden herhangi bir nesnenin çıkabilirliğinin doğal olduğuna inananlardan mısınız? Yoksa, ev dekorasyon dergisinin kapak sayfasından fırlamış gibi görünen muazzam bir düzene mi harcıyorsunuz enerjinizi? Evdeki dağınıklığınızın ruhsallığınızdaki izdüşümü neler olabilir acaba ya da aşırı kontrolcü yanınız bu denli düzenli olma tutkunuz yanında yaşamınızın başka hangi alanlarına sirayet ediyor, farkında mısınız?
Şimdi de gelelim satın aldıklarınıza… Evinizi, gardrobunuzu ya da midenizi doldurma konusunda “yeterli miktarda ve seçici” mi davranıyorsunuz, yoksa hunharca bir alma eylemi içinde misiniz? Ya bu “tıkıştırma hali” yaşamınızda bir türlü doyuramadığınız başka açlıkların bir yansıtmasıysa…
Bir de “evlenmek” var elbette… “Ev” algısı birbirinden farklı iki kişinin, aynı dört duvar arasına sığdırmaya çalıştığı, kimi zaman örtüşen kimi zaman birbirinden dağlar kadar farklı olup orta yol bulunmaya çalışılan yaşamlar…
Üstüne düşünülecek çok konu var gördüğünüz üzere. Zihninizi yeterince bulandırdıysam şayet, amacıma ulaşmışım demektir. Yaşamımızla ilgili küçücük görünen eylemlerimizin altında bilinçdışımızdan haykıran koca koca gerekçeler var aslında. Bunları fark edebilmek ve doğru anlamlandırabilmek çok kıymetli. Hatta o kadar kıymetli ki, küçücük bir farkındalığımız, bizden sonraki nesilleri özgürleştirebilen devasa devrimlere yol açabilme gücüne sahip.
Değerli okurlarım, yeni bir yıla girmiş, yeni başlangıçlara umut dolu bakarken bu kafa karışıklığı da benden size yeni yıl hediyesi olsun. Durun, düşünün, sindirin, geriye dönüp tekrar okuyun, gerekirse birlikte kafa yoralım. İş ki bu yazı, kendinizle ilgili dönüşüm yolculuğunuzda kapı aralayıcı bir rol üstlensin…
Hepinize yaşamınızla ilgili yeni farkındalıkların olduğu, sağlıklı, huzurlu, bereketli ve bol kahkahalı bir yıl dilerim…
Psk. Dan. Yelda ARSLAN




