1. Haberler
  2. Yazar
  3. REDDEDİLME DUYARLILIĞI

REDDEDİLME DUYARLILIĞI

Psikolojik danışman Yelda Arslan, “öteki” tarafından reddedilmenin ruhumuzda açtığı yaraları Londra Gündem okurları için kaleme aldı…

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

7’sinde de olsak, 70’inde de, içimizdeki arzu hiç değişmiyor; görülmek, duyulmak, sevilmek ve olduğumuz halimizle kabul görmek…

Dünyaya gözlerini yeni açmış bir bebeğin hayatta kalabilmesi için yalnızca besine değil, sevgi dolu bir kucağa, sıcacık bir bakışa, güven veren bir sese ihtiyacı vardır. İnsan, ancak bir başkasının gözünde yansımasını bulduğunda var olduğunu hisseder. Kendisine bakım verenlerle kurduğu ya da kuramadığı bağ; dünyanın güvenli mi yoksa tehlikeli mi olduğuna dair fikir verir, ötekilerle nasıl ilişkileneceğini belirler, hayata bakışını şekillendirir.

Erken çocukluk dönemi, bir nevi sevebilme kapasitemizin şekillendiği yıllardır. Sevgi dolu bir ortamda büyüyen çocuk, kendisini sevilmeye değer hisseder ve bu değeri hem kendisine hem de başkasına yansıtabilir. Ancak sevginin esirgendiği ve duygunun kapsanmadığı bir ev ortamında çocuk, faturayı kendine keserek sevilmeye layık olmadığı inancına kapılabilir. Bu inanç, yıllar sonra yetişkin hayatında sürekli kabul arayışına, hata yapma kaygısına ya da küçücük bir mesafeyi büyük bir terk ediliş gibi algılamasına neden olabilir. Hatta bazen de kişi reddedilmenin acısını yaşamamak için, ihtimalini bile yaşamamayı seçebilir…

Kabul açlığı, dışarıdan bakıldığında abartı görünebilir. Oysa iç dünyamızda yaşadığımız şey, bedenin açlığına benzer bir ruh hâlidir, dolayısıyla mantıkla susturulamaz, “Takma kafana” denince de geçmez. Modern bilim bize gösteriyor ki, beynimiz reddedilmenin acısını, fiziksel bir yaralanma ile aynı bölgede işler. Yani kalbin sızlaması romantik bir söylemin ötesinde bir gerçeklik taşır. Bu duyarlılık günlük hayatın küçük yaşantılarında bile kendini ele verir. Mesajınıza geç dönülür, zihniniz hemen mahkeme kurar. Savcı da sizsinizdir, sanık da ve karar verilir; “Demek ki sıkıldı! Demek ki onun için önemli değilim!”. Toplantıda fikriniz duyulmaz, içinizdeki ses fısıldar; “Zaten kimse beni ciddiye almıyor!” Bir arkadaşınız sizi buluşmaya davet etmez; kalbiniz olayı büyütür, “Demek ki istenmiyorum!”… O an yaşadığınız şey sadece basit bir hayal kırıklığı değildir, çoğu zaman eski bir hikâyenin yeniden sahnelenmesidir.

heka reklam heka

Reddedilme duyarlılığı her zaman yaşlı gözlerle de çıkmaz karşımıza. Bazıları reddedilmemek için sürekli uyumlanır. “Hayır” diyemez, sınır koyamaz, her yere yetişmeye, herkesi memnun etmeye çalışır. Bazıları ise reddedilmemek için kimseyi kendisine yaklaştırmaz, ilişkiyi daha başlamadan bitirir, sohbette kendini saklar, kalabalıkta bile yalnız kalmayı seçer. Aslına bakarsanız her iki yol da “Kabul edilmezsem dağılırım.” inancına çıkar ve insan dağılmamak için kendinden eksiltmeye başlar…

Ebeveynlikte bile bu duyarlılığın gölgesi hissedilir. Çocuk herhangi bir konuda isteksizliğini dile getirdiğinde, yetişkin bunu bazen bir sınır cümlesi olarak değil, bir reddediliş gibi duyar. Örneğin, çocuk “Anne şimdi istemiyorum” dediğinde, bu söylem “Beni istemiyor” şeklinde algılanabilir. Oysa çoğu zaman çocuk sadece o anki ihtiyacını söylemektedir ama bizim içimizdeki yaralı çocuk cümleyi başka türlü duyar.

Reddedilme duyarlılığı, aslında bir zamanlar işe yaramış bir kendini koruma yöntemidir ve reddedilmekten çok, reddedilme ihtimali ile tetiklenir. Bu yüzden kişi sanki yanında sürekli bir radar taşır. Bu radarın amacı kişiyi güvende tutmaktır. Fakat güvenlik arayışı, bazen insanı yalnızlığa da sürükleyebilir, çünkü bağ demek biraz da riski göze almak demektir ve hiçbir bağ, incinmeyeceğimiz garantisini vermez. Tam da bu nedenle, kabul açlığının panzehiri çoğu zaman salt dışarıdaki onaylar değildir. Sevilme duygusu elbette hepimize iyi gelir ama iyileşme sadece “biri beni seçti, seviyor” diye gerçekleşmez. İyileşme, içimizdeki “Reddedilsem de dağılmam” inancının güçlenmesiyle başlar.

Sonuç olarak, ilişkilerde incinir, yine ilişkilerde iyileşiriz. Bazen yapmamız gereken tek şey, içimizdeki çocuğa reddedilmen, değersiz olduğun anlamına gelmiyor diye fısıldamaktır. Çünkü sevgi, sadece dışarıda aranacak bir şey değil, emekle, sabırla ve şefkatle içimizde inşa ettiğimiz bir yuvadır.

Psk. Dan. Yelda ARSLAN

REDDEDİLME DUYARLILIĞI
Yorum Yap
heka reklam heka

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Londra Gundem ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!