Yaşamın içinde deneyimlediğimiz bazı sahneler var ki, insanın gerçeklik algısını sorgulamasına neden oluyor. Birisi hakkınızı gasp ediyor, uyardığınızda ne gözünü kaçırıyor, ne sesini alçaltıyor, üstelik bazen hızını alamayıp “Ne çok büyüttün!” diye üste çıkmaya çalışıyor! Hem suçlu, hem güçlü…
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz bilmem ama ben bu ruh halini son yıllarda daha sık görüyormuşum gibi hissediyorum. Elbette bu benim algım olabilir, ancak insanın zihni istatistik tutmasa da, atmosferi iyi kokluyor. Günümüzde ruhlar daha kırılgan, eşikler daha düşük… Böyle bir iklimde kimileri eyleme geçmeden önce durup düşünmek yerine hızla savunmaya geçiyor. Çünkü insanın kırılganlığı arttığında ya daha çok temasa ihtiyaç duyuyor ya da daha çok zırh kuşanıyor.
Aslına bakarsanız “Hem suçlu hem güçlü” tanımlamasında geçen “güçlü” ifadesi, çoğu zaman gerçek bir gücü temsil etmiyor. Hata yaptığımızda her birimiz farklı tepki veriyoruz. Bazılarımız pişmanlık duygusuyla hemen hatasını telafiye yönelirken, bazılarımızın zihni hata yapmış olmanın yarattığı o zorlayıcı duygu büyüyüp de utanca dönüşmesin diye hızla tüm düğmelere basıyor. Sonuç, inkâr… küçümseme… yansıtma… saldırı… Günün sonunda kişi hatasını onarmak yerine, kendisine ayna tutanı susturmaya çalışıyor. Özür dilemek ya da telafi etmeyi zayıflık gibi algılıyorsa da, dışarıya “Ben yanlış yapmam, sen yanlış anlıyorsun!” gibi bir tavırla üstünlük taslıyor. Buna psikoloji ego savunma mekanizması der, günlük dilde biz pişkinlik ya da yüzsüzlük deriz.
Okuduklarınız tanıdık geldi değil mi? Sıradan bir insanda bu davranış döngüsü çevresindekileri yoran bir huysuzluk gibidir. İşin içine yüksek mevki ya da güç girdiğinde ise durum çok daha zorlayıcı bir hal alır. En üzücüsü de, insanlardaki pişmanlığın yokluğunun artık hiçbirimizi şaşırtmıyor oluşu. Eskiden bir yanlışın ardından gelen küçük bir duraksama vardı; gözlerin yere inmesi, sesin alçalması, bir tür iç fren… Şimdi kimi yerde değil fren yapmak, gaza basma var. Çünkü günümüzde haklı çıkmak, insan kalmaktan daha hızlı ödül veriyor. Ekrana temas artıp da insana temas azalınca, utanmanın dili de zayıfladı sanki ne dersiniz?
Bu konuda yazmak istememin nedeni ayna tutmak. Baktığında kendini gören olur mu bilmem ama kimilerinin davranışlarının altında yatan değer ya da kontrolü kaybetme korkusu ile “yanlış yapan ben olamam” korkusunu görünür kılmak istiyorum. Ve ne yazık ki bazılarının bu korkusu büyüdükçe, içindeki vicdan bile kendini korumak için sessizleşiyor. Hata yapmak insanidir ama hatayı inkar etmek, insanın kendisiyle bağını inceltir. “Ben yanıldım” diyemeyen bir zihin, en sonunda benim yanımda olanlar ve karşımdakiler diye bölünür, ötekileştirme dile pelesenk olur. İşte o zaman hakikat değil, taraf kazanır.
Biz ne zaman hatamızı onarmayı bıraktık? Ne zaman özrü, telafiyi, küçük bir geri adımı küçülmek sandık? Oysa pişmanlık zayıflık değil, ruhun tamir kabiliyetidir. Ve gerçek güç, ses yükselterek kuru gürültü çıkarmak değil, gerektiğinde hatalı olduğunu dile getirebilmekte saklıdır. Biliyorum ki şu an sesimi duyanların büyük kısmı en başta da dile getirdiğim gibi ara ara kendi gerçeklik algısını sorgulayanlar. Ziyan yok, yaşam bir anlam arayışı yolculuğu değil mi zaten? Haydi gelin, kendimize ayna tutalım. Bir hata yaptığımda ya da birini kırdığımda içimde ilk yükselen duygu ne, farkında mıyım? Pişmanlık mı, utanç mı, inkar mı, savunma mı? Haklı çıkmak uğruna kaç kez bir ilişkimi feda ettim? Hatamı kabul edersem karşımdakinin gözündeki değerim azalır diye korkuyor olabilir miyim?
Hem suçlu hem güçlü olma hali salt bir karakter meselesi de değil aslına bakarsanız, bir çağ meselesi. Hızın, görünür olmanın, paranın, gücün önceliklendiği bir çağda göz ardı edilen onarım kültürü eksikliği meselesi. Onarım kültürü, öyle büyük laflarla değil, zamana yayılmış küçük davranışlarla oluşur. Yanlışından geri dönmek, birini incittiğini fark ettiğinde telafi çabasına girmek, haklı çıkmaya çalışmak yerine ilişkiyi onarmayı seçmek… Çünkü özür bir mağlubiyet ilanı değil, vicdanın varlığının kanıtıdır. Yaşam yolculuğunda insanı büyüten şey de kusursuzluk değil, hatasını fark edip onaracak cesareti kendinde bulabilmektir.
Psk. Dan. Yelda ARSLAN





