Tüm dünyayı koca bir hapishaneye çeviren Corona virüsü insanların sevdiklerini elinden alırken ne kadar aciz olduğumuzu bir kez daha yüzümüze vurdu…
Bizim biz olmamızı sağlayan büyüklerimiz risk altında, her zaman olduğundan daha çok korkmuyor muyuz? Daha fazla zaman geçirmediğimiz için yapmak isteyip fırsat bulamadıklarımız ya da ötelediğimiz şeyler yüzünden pişman değil miyiz?
Kapana kısıldığımız, kendimizle yüzleştiğimiz için mi bu duygular…
Pişmanlık!
Korku…
Yanlarına gitme fırsatımız varken, sarılma şansımız varken yapmadığımız için mi duygu yüklüyüz? Kaçırdığımız zamana mı üzülüyoruz, yitirdiğimiz değerlere mi?
Görmediğimiz küçük bir düşman mı hatırlatıyor bize insan olduğumuzu?
Dünyayı ölüm korkusuyla esir alan bu küçücük virüs kaybettiklerimizin yanında kaybedeceklerimizi gösterdiği için insanoğluna bir devinim mi yaşatıyor? İç hesaplaşma zamanı mı modern insan için…
Hiç suçumuz yoktu oysa öyle değil mi? Haksız yere cezalandırılıp hapsedildik. Çocukken oynadığımız ‘tıp’ oyunu gibi hareketsiz kaldık. Herkes olduğu yere kilitlendi ve dünya büyük bir hapishaneye dönüştü…
Akıllandık mı? Şartlı tahliyeden yararlanabilir miyiz?
Şartınız ne?
Bu bir devinim… Ama devinirken büyük acılar çekiyoruz. Korkular yaşıyoruz.
Kim kızdı bize? Nerede yanlış yaptık? Yarasa yediğini iddia ettiğimiz adam mı suçlu!..
Biz gerçekten hiç bir şey yapmadık mı?
Havayı kirletmedik mi?
Suları bulandırmadık mı?
Canlıları öldürmedik mi?
Hırslarımız yüzünden katliam yapmadık mı?
Nükleer santraller kurup ağaçların, böceklerin kuşların yaşam haklarını elinden almadık mı?
Başka bir ırktan diye, rengi farklı diye, inancı farklı diye çocukları öldürmedik mi?
Ötelemedik mi bizden olmayan herkesi, her şeyi…
Kim hapsetti bizi, doğa mı, tanrı mı, hırslarımız mı?
Fütursuzca tüm kaynakları talan eden, tüm değerleri sömürüp dünyayı cehenneme çeviren modern insan doğadan çekilince, dünya bir nefes almadı mı?
Artık neredeyse siyah akmaya başlayan Venedik kanalları kristal berraklığına döndü. Balıklar geldi doğal yaşam alanlarına. Kuğular yüzüyor kanallarda. İnsanoğlu taştan evlerine hapsolurken onlar doğal evlerine dönmeye başladı…
Tüm dünyada hava kirliliği yüzde 40 azaldı.
Kim daha tehlikeliymiş biz mi virüs mü?
KENDİMLE SELAMLAŞTIM!
Bugün aynada kendimle selamlaştım.
Yeniden merhaba demeyi öğrendim kendime… Kimse olmadığı için..
İşe koştururken selam vermeyi unuttuğum bakkala, ofisimin sokağındaki simitçiye, hatta eşime çocuğuma vermeyi unuttuğum selamı kendime vermeyi hatırladım. Oysa ne kolaydı onlara merhaba demek. Şimdi herkesi çok özlüyor ve o esirgediğim selamı kendime veriyorum.
Sosyal hayatın önemini eve kapanınca anlamadınız mı?
Kaçınız konuşmadı evdeki sandalyeyle? Vermediniz mi selam portmantoya?
Kimse olmadığı için “N’aber” dediğiniz buzdolabı ‘donuyorum’ diye cevap verdiğinde şaşırıp ‘ne donması be diye buzdolabını tersleyen ocak delirdiğinizi düşündürmedi mi?
Siz de yavaş yavaş delilik mertebesine ulaşmadınız mı?
Şaka bir yana bu ev hapsi ruhsal devinim ve iç hesaplaşma günleri olarak tarihe altın harflerle yazılacak.
Yeniden tanımıyor muyuz kendimizi?
Tekrar merhaba diyoruz hayat arkadaşımıza…
Oysa unutmuştuk birlikte yaşamayı…
Meğer ne güzel bakıyormuş aşık olduğum gözleri…
Büyüyormuş oğlum ben fark etmeden!
Beni taklit ediyormuş, her dakika öğreniyormuş hayatı…
Üç kez birlikte denediğimizde beceriyormuş aylardır tek başına çizemediği kuşu çizmeyi…








