Tamam ben değilim canım, başlık bu. Henüz öyle bir duyguya erişemedim. Zaten burada benim duygularımdan bahsetmiyoruz. Bu yazımda İngiliz anneleri ile Türk anneleri arasında ki minik farklardan ve benim naçizane gözlemlerimden bahsediyoruz.
Öncelikle bizdeki gibi çocukken sıkı sıkıya giydirme olayı yok. Ben hatırlıyorum mesela, ben ortaokul sonuna kadar lahana gibi gezdim. Annemin 2 kat kalın kilotlu çorabı üst üste giydirdiğini bilirim. Çirkin görüntü mü aaaaa çok ayıp hahahaha ona gelene kadar bacağıma batması verdiği rahatsızlık duygusu, sürekli bir kaşıntı korkunçtu hala hatırlıyorum düşünün ! O gün bu gündür sevmem kilotlu çorapları J neyse efendim burası malumunuz biraz soğuk memleket, çocukların hatta 2 aylık bebeklerin ayaklarında çorap yok ! yaz kış son derece ince kıyafetler, hatta kışın yağmur altında sandaletlerle dolaşan insanlar var. Ve baktığınızda senede 1 veya hiç grip olmazken ben en az 3 kez olmazsam kendimi başarısız sayıyorum. Şeker niyetine aldığımız antibiyotikleri burada bulamıyorsunuz ona hiç girmiyorum, sağlıkla oyun oynamayı sevmiyorlar.
Yemek yedirme olayı da yine farklı, yemiyor mu amannnn ne dert ediyorsun, acıkırsa yer, ki nitekim öyle de oluyor. Ama belli sebzelerde baskı ile nefret ettirme durumu yok en azından, alt zihinde izler bırakmıyor mesela bir kereviz. Kerevizle aramız düzelmedi de, hala ben onu o beni hiç sevmeyiz. O nedenle sevmediğim bazı insanların kod adı kerevizdir.
Diğer bir konuda bizdeki gibi çocuğun her istediğini yapmak, aman psikolojisi bozulmasın kaygısında olup şımartmak, anne kim çocuk kim kavramlarını karıştırmak, aşırı korumacılık gibi konular pek yok burada. Aslında benim kuşağımda da bunlar yoktu. 80 doğumluların anne babaları ekonomik ve imkanlar olarak zayıf bir Türkiye de olduklarından daha çok çalışıp didinmek ve emek harcamak zorundaydılar. Emekten kastettiğim imkanlar kısıtlı olduğundan şimdiki gibi herşey satılmadığından bazı şeyler evde bile üretilirdi. Yokluğu paylaşmak vardı o zaman, o zaman gösteriş pek yoktu hatta elde olanı saklama durumu vardı. Annem eve muz aldığında okula götürmek yasaktı, eve gelince yiyebiliyordun.
O zaman aileler yoğun çalıştıklarından ve malum bizler sokakta oynayan büyüyen çocuklar olduğumuzdan bizlere komşular göz kulak olurdu. Şimdi düşünüyorum da Türkiye’de çocuk istismarı gibi suç oranları çok fazla, peki o zamanlar yok muydu ? Bu kötü insanlar sonradan mı türedi, hiç sanmıyorum. Kötü insanlar her toplumda her zaman tabi ki vardı ama o zaman herkes birbiri ile ilgilenir, birbirine sahip çıkardı. Şimdi ki gibi değildi komşuluk, dostluk, paylaşım… bir kendinde üstün olanı sergileme durumu yoktu, aş paylaşılırdı, acı paylaşılırdı, mutluluk paylaşılırdı, imece kavramı da vardı mesela. Bizim mahallede Nevriye teyze vardı mesela, akşam üstüne doğru köfte ekmek veya benzeri bir şeyler yapar bana seslenir ‘topla arkadaşlarını gelin çabuk, biraz atıştırın sonra yine oynarsınız ‘ !
Neyse burada ise aile bebeklikten itibaren çocuğunu gerçekten ayakları üstünde duracak şekilde yetiştiriyor. Örneğin hafta sonu parkta bir aile arkadaşları ile piknik yaparken 2 yaşında ki çocukları kendince özgür dolaşabiliyor. Burada suç oranın az olması ile de tabi ki ilgisi var. Ama sonuçta kendi kendini kontrol eden bir sistemde kurulmuş burada. Ergen gruba baktığımda ise, genelde aileler onları ya yardım kurumlarına ya da mağazalara çalışmaları için yönlendiriyor. Ve genelde gençler yaz tatillerinde bir yerlerde çalışıyor. Almak istedikleri şeyleri çalışarak alıyorlar. Para biriktirerek, tıpkı bizim küçükken yaptığımız gibi. Burada daha önceki yazımda belirttiğim gibi gösteriş yok, arabalar eski, cep telefonları eski, kıyafetler zaten aman Allahım pek moda olayı yok. Yani aslında dejenere olacak bir durumda yok. Her yeni çıkanın peşinde koşulan ya da olmayınca depresyona girilen, olunca doyumsuzlaşan bir nesilde yok. Üstelik en zengin ülkeden bahsediyoruz, alım gücünün yüksek, vergilerin düşük, paranın bereketli olduğunu, dünya ekonomisini yöneten ve para biriminde kurun en yüksek olduğu yer, ne kadar ironik değil mi ?
Bu çalışan, okuyan ve gösterişten uzak ama sosyalleşme ile iç içe, özgür bireyler sonrasında hayata atıldıklarında sudan çıkma balık gibi olmuyorlar. Yüksek maaşlı işlere ve pozisyonlara atlamıyorlar. Sevgili, eşya vs hızlı tüketen bireyler olmuyorlar. Burada mesela boşanma, aldatma, sürekli eş veya sevgili değiştirme durumu da pek yok, yani oran olarak az gerçekten. İlk buraya geldiğimde bir İngiliz aile ile kalıyordum ve beyefendi eşine her akşam yemeğinden sonra süper olmuş eline sağlık diyordu. Ev işlerini ortak yapıyorlar, birlikte eğleniyorlardı. Yaşları 60 dı !
Hani bize öğretilen ama pek nadir uyguladığımız küçük şeylerle mutlu olmak ! hani mutluluk paylaşarak artardı ya, hani maddi şeyler kısa ve yapay mutluluklar getirirdi ya, bunu daha sık hatırlamak dileği ile…




